Bir Baba, Bir Sensör ve 14 Günlük Deney
Aralık ayıydı. Strasbourg’un o meşhur, ışıl ışıl Noel pazarlarını gezmek, biraz alışveriş yapmak ve yılın yorgunluğunu atmak için ailecek keyifli bir seyahat planlamıştık. Soğuk havaya rağmen atmosferin sıcaklığı, tarçın ve sıcak şarap kokuları arasında her şeyin yolunda gideceğini düşünüyorduk. Ancak hayat, bazen en beklenmedik anlarda, size bambaşka bir rota çizer.

Kızımda bir süredir gözlemlediğimiz, ancak seyahat heyecanıyla belki de konduramadığımız bazı belirtiler o gün keskinleşti. Ağzında garip, asetonu andıran metalik bir koku. Durdurulamaz bir su içme isteği ve buna bağlı sık tuvalet ihtiyacı. Bir şeylerin ters gittiği çok açıktı. Kendimizi bir anda Strasbourg’da bir hastanede bulduk. Teşhis hızlı ve kesindi: Tip 1 Diyabet.

O an, sadece bir teşhis değil, hayatımızın geri kalanı için yeni bir yaşam kılavuzunun ilk sayfasıydı. Hemen yatış verildi, insülin dozları, karbonhidrat sayımları ve kan şekeri takipleri hayatımızın merkezine yerleşti. Bir baba olarak, kızımın yaşadığı bu fizyolojik değişimi sadece dışarıdan izlemek yetersiz geldi. Onun bedeninde neler olup bittiğini, yediklerinin metabolizmayı nasıl etkilediğini anlamam gerekiyordu.
Hem ona Moral, eşlikçi olmak hem de kendi bendenimi ve alkolün etkilerini de gözlemlemek için onun hayatı boyunca kullanacağı bir cihazı ben de 14 gün deneyimleyebilirdim.

Bu cihaz FreeStyle Libre adlı sürekli glikoz ölçüm cihazıydı.Anlık olarak kan şekeri ve hareket yönünü, eğilimini gösteren ve bunu çok iyi bir datayla sunan bir cihaz. 14 gün boyunca, bir diyabetli olmasam da, kan şekerimin her anını telefonumdan izledim.
Bu makale, o 14 günlük deneyimin, viski kültürü ve insan fizyolojisi üzerine öğrettiklerinin bir dökümüdür. Özellikle viski tutkunlarının, kadehlerindeki sıvının karaciğerle girdiği o tuhaf dansı anlamaları açısından önemli bir rehber niteliğindedir. Tabi burada anlatacaklarım kendi vücudumu referans alarak anlattıklarımdır. Bir uyarı vermem şart
Veriyi Okumak ve Sensör Teknolojisi
Koluma taktığım cihaz, aslında modern tıbbın diyabet yönetimine getirdiği en büyük kolaylıklardan biri. FreeStyle Libre gibi sürekli glikoz izleme sistemleri (CGM), parmak delme zorunluluğunu ortadan kaldırarak deri altına yerleştirilen mikroskobik bir filament aracılığıyla ölçüm yapıyor.
Bu cihaz kanı değil, hücreler arasındaki sıvıyı (interstisyel sıvı) analiz ediyor. Telefonunuzu sensöre yaklaştırdığınızda (NFC teknolojisi ile),ya da bluetooth mesafesindeyken anlık şeker değerinizi, son 8 saatlik grafiğinizi ve en önemlisi şekerin gidişat yönünü (yükseliyor mu, düşüyor mu?) görüyorsunuz. Bu arada Libre cihazın türkiyede sadece 2. versiyonu var. şuan çok daha küçük boyutta 3. bir versiyonu Avrupa'da var. Ve uygulama olarak da Türkiye'deki sistem biraz geri ama yine de bir tip 1 diyabetli için mevcutta bu teknoloji bir nimet gibi ,(bunu sadece telefon bağlantısı koptuğunda anlıyorsunuz)

14 gün boyunca telefonumdaki o grafiğe bakmak, vücudumun bir makine gibi nasıl işlediğini gösterdi. Yediğim kuruyemişlerin şekeri nasıl fırlattığını, tempolu bir cardio gününde ne yersem yiyeyim kaslarımın adeta sünger gibi kanı kendi kendine dengelediğini saniye saniye izledim. Ancak en büyük aydınlanma, karaciğerin rolünü ve alkolün devreye girdiği anlarda sistemin nasıl "hata verdiğini" gördüğümde yaşandı.
Karaciğerin Sessiz Mesaisi
Bu deneye başlarken beklediğim şey alkol içtiğim zamanlar grafikte çıkacak olan yükselmeleri göreceğimdi. Araştırma yapmadan önce böyle bir düşünce içindeydim. Ama kan şekeri ve alkolü anlamak için önce karaciğeri biraz anlamak gerekiyormuş.
Bu organ, vücudumuzun hem fabrikası hem de deposu.
Normal bir döngüde, yemek yediğinizde kan şekeriniz yükselir, pankreas insülin salgılar ve hücreler bu şekeri kullanır. Fazlası ise karaciğerde "glikojen" olarak depolanır. Peki ya yemek yemediğinizde? Ya da gece uyurken? İşte o zaman karaciğer devreye girer. Depoladığı glikojeni tekrar glikoza çevirip kana verir (Glikojenoliz) veya yağlardan/proteinlerden yeni şeker üretir (Glukoneogenez). Böylece kan şekeriniz tehlikeli seviyelere düşmez.
Sensörü taktığım dönemde şunu fark ettim: Şekerin düştüğü, açlık hissettiğim anlarda vücut kendi kendine bir dengeleme mekanizması çalıştırıyor.Ben özellikle sabah kahvaltı yapan birisi değilim. Sabah rutinim tam olarak şu şekilde; 05:30 kalk, 06:00 spor salonu, 07:15 protein tozu, işe geçince 11:00 gibi proteinli süt ya da protein barı, öğlen bir çorba yada protein ağırlıklı yemek. Bu noktada kısa süreli bir 70 atlı görülüyor aşağıdaki grafikte saat 14:00 civarı ve karaciğer devreye girip dengeliyor. Akşam karbonhidrat ağırlıklı bir yemek ile şeker 120 lere doğru çıkıyor ve dengeleniyor. Akşam 20:00 sonrası viski alımı ile glukoz aşağı doğru devam ediyor.

Grafikte gördüğünüz gibi böyle bir durumda Karbonhidrat alımı uzun süre kesilince karaciğer, adeta bir yedek jeneratör gibi devreye girip sistemi ayakta tutuyor. Ancak bu mükemmel işleyen sistemin bir "kriptoniti" var: Alkol.
Alkolün Vücuda Girişi ve "Görev İptali"
Deneyimin en çarpıcı noktası, alkol aldığım akşamların verilerini incelediğimde ortaya çıktı. Belirttiğim gibi ben Alkol alındığında şekerim yükselir diye düşünüyordum.
Alkol, insan vücudu için teknik olarak bir toksindir. (evet bu gerçeği hepimiz biliyoruz değil mi?) Vücuda girdiği andan itibaren metabolizma tek bir hedefe kilitlenir: Bu toksini atmak.
Karaciğer, normal şartlarda kan şekerini dengede tutmakla görevliyken, alkolü gördüğü anda tüm diğer işleri askıya alır. "Şu an şeker üretmekle uğraşamam, önce bu alkolü parçalamalıyım" der. Bu durum, özellikle viski gibi distile (damıtık) içkilerde çok kritik bir sonuç doğurur.
Viski Neden Farklıdır?

Bira veya şarap gibi fermente içkilerde, alkolün yanında bir miktar karbonhidrat (şeker) da bulunur. Bu, kan şekerinin ani düşüşünü bir nebze maskeleyebilir. Ancak viski, damıtılmış bir içkidir. İçinde sıfır şeker, sıfır karbonhidrat vardır.
Siz sek bir viski içtiğinizde vücudunuza sadece alkol ve su girer. Karaciğer alkolü parçalamaya odaklandığı için kan şekerini dengeleme (glikoz salgılama) görevini bırakır. Dışarıdan da (viskiden) şeker gelmediği için, kan şekeri hızla aşağıya ivmelenir.
Grafiklerimde gördüğüm şey şuydu: Viskiyi tek başına tükettiğimde, kan şekerim ideal kabul edilen değerlerden, hipoglisemi sınırı olan 70 mg/dL'nin altına doğru kaymaya başlıyordu. Bu, "alkol şekeri yükseltir" efsanesinin, distile içkiler söz konusu olduğunda ne kadar yanlış olduğunun kanıtıydı.
Viski Tadım eğitim seti (ücretsiz)
1. Viski Tadım Eğitim Dosyası
2. Viski Tadım Not Defteri
3. Viski Tadım Çarkı Grafik Dosyası
Tehlikeli Saatler ve "Gece Hipoglisemisi"
Bu deneyde öğrendiğim en önemli kavramlardan biri "Gecikmiş Hipoglisemi" riskiydi. Karaciğerin alkolü vücuttan atması zaman alır. Bir duble viski içtiğinizde etkisi hemen geçmez. Karaciğer saatlerce bu alkolle uğraşır.

Eğer akşam saatlerinde alkol alıp, karbonhidrat içeren bir şey yemeden uyursanız, gece boyunca karaciğeriniz alkolle meşgul olduğu için kan şekerinizi dengeleyemez. Sabah saatlerine doğru kan şekerinin tehlikeli seviyelere düşmesi işten bile değildir. Diyabetli bireyler için bu hayati bir riskken, sağlıklı bireyler için de ertesi günkü "hangover" (akşamdan kalma) hissinin, baş ağrısının ve yorgunluğun temel sebeplerinden biridir.
Eşlikçi Kültürünün Fizyolojik Önemi
Viski kültüründe "eşlikçi" kavramını hep lezzet uyumu üzerinden konuşuruz. İsli bir Islay viskisinin yanına füme peynir, şerili bir Speyside viskisinin yanına bitter çikolata gibi. Ancak bu 14 günlük deney, eşlikçilerin sadece damak tadı için değil, fizyolojik denge için de şart olduğunu gösterdi.



Grafiklerimde şunu net olarak gözlemledim:
- Kuruyemiş ve Çikolata (Karbonhidrat Desteği): Viskinin yanında badem, kaju veya kaliteli bir parça çikolata tükettiğimde, bu gıdalardan gelen karbonhidrat, alkolün yarattığı şeker düşüşünü tamponluyordu. Karaciğer alkolle uğraşırken, sindirim sisteminden gelen bu glikoz, kan şekerinin 70 mg/dL altına çakılmasını engelliyordu. Ancak burada "denge" kritik kelime. Abartılı karbonhidrat (örneğin koca bir kase) şekeri fırlatıp ardından daha sert bir düşüşe (reaktif hipoglisemi) neden olabilir.
- Et ve Peynir (Protein ve Yağ Desteği): Karbonhidratı düşük, çoğu zaman yok sayabileceğimiz protein ve yağı yüksek eşlikçiler (kuru et, eski kaşar vb.) şekeri doğrudan yükseltmese de, alkolün emilimini yavaşlatarak karaciğere zaman kazandırıyordu. Bu gıdalar, şekerin daha stabil bir çizgide kalmasına yardımcı oluyordu.
Bu tip 1 diyabette de öğrendiğimiz bir gerçekti ve diyabet olmasınız da normal hayatınızda uygulamanız önemli bir etken. Yani bir yemeğe başlarken önce karbonhidrattan değil de protein ve yağ ağırlıklı bölümlerden başlamak herkes için kan şekerinin daha dengeli olmasına sağlayacak basit bir etken.
Belki de Alkol alınan günlerde gece gelen o tatlı yeme, yemek yeme isteği de tam olarak burada gizlidir. Vücut glikoz arıyor olabilir çünkü karaciğer şuan bu görevi yerine alkol ile ilgileniyor.
Egzersizin Gücü

Sürecin bir diğer kahramanı ise egzersizdi. Kızımın diyabet yönetiminde de gördüğümüz üzere, düzenli spor yapmak, insülin hassasiyetini artırıyor. Kaslar, hareket halindeyken glikozu yakıt olarak kullanmak için insüline daha az ihtiyaç duyuyor.
Alkol aldığım günlerde değil ama genel yaşam döngüsünde düzenli spor yaptığımdan, kan şekerimin çok daha stabil seyrettiğini, ani dalgalanmaların azaldığını gördüm. Yüksek karbonhidratlı bir öğün sonrası yapılan 20 dakikalık tempolu yürüyüş bile, o keskin şeker zirvesini (spike) törpülemeye yetiyordu. Burada aslında önceden konuştuğumuz nokta da alkol ve egzersiz ikilisinin tehlikesini belirtiyor. Alkol aldığınızda karaciğer glükozu dengelemediği için, hafif bir egzersiz bile tehlikeli olarak Hipoglisemisi riski doğurabilir.
Bilinçli Tüketim İçin Çıkarımlar

Bir viski sever olarak her zaman bilinçli tüketimi savunuyorum. Sosyal medya'da attığımı bir günde içilin 10+ kadehli viski etkinlikleri , günler her gün olmuyor yani. Bu günler dışında da belirli bir ölçüyü keyif için alıyorum tabi.
Bu 14 günlük deneyim, kızıma konulan teşhisin getirdiği zorluğun içinde, vücudumuzu tanımamız için bir fırsata dönüştü. Bir viski sever ve yazar olarak, kadehime bakış açım değişti. Artık o kehribar sıvının sadece tadını, kokusunu veya bitişini değil; karaciğerimle olan diyaloğunu da düşünüyorum.
Çıkardığım temel dersleri şöyle özetleyebilirim:
Sek Viski Şekeri Düşürür: Viski, şeker içermediği ve karaciğeri meşgul ettiği için kan şekerini düşürme eğilimindedir.
Aç Karnına Asla: Özellikle akşam saatlerinde, yanında bir karbonhidrat veya protein kaynağı olmadan viski tüketmek, gece boyunca kan şekerinin tehlikeli seviyelere inmesine neden olabilir.
Eşlikçi Şarttır: Kuruyemiş, çikolata veya peynir tabağı, sadece keyif için değil, metabolik denge için de masada olmalıdır.
Karaciğerinize Zaman Tanıyın: Alkolü yavaş tüketmek, karaciğerin iş yükünü zamana yayarak sistemi kilitlemesini engeller.
Viski, keyifli bir kültür, derin bir tarih ve büyük bir zanaat ürünüdür. Ancak bu keyfi sürdürülebilir kılmanın yolu, biyolojimize saygı duymaktan ve bilinçli tüketimden geçer.
Kadehleri Sağlıkla ve bilinçle kaldırın.